ekonomi-gazetesi-yazilariEkonomiye yön veren, temel teşkil eden lokomotif sektörler vardır. İnşaat gibi, Turizm gibi, Sanayii gibi. Bazı sektörlerde bunların içinde kendilerini yaratmışlardır. Örneğin Gıda gibi, Tekstil gibi, Enerji gibi. Devamında ise daha pek çok irili ufaklı alt sektörler doğmuştur. İşte bu arada doğan ve her alanı etkileyen medeni ihtiyaçlarla gelişen eğitim ve iletişimle yükselen GASTRONOMİ SEKTÖRÜ bu bağlamda bir ayrıcalık ve fark sergilemekte, sanki bir harç gibi tüm sektörlere iş vermekte, bu sektörlerde hizmet veren tüm insanların yaşamlarının olmassa olmazı niteliğini kazanmaktadır. Daha önceki yazılarımda da sıklıkla değindiğim gibi; Gastronomi kavramı ülkemizde yeni kullanıma giren, çok geniş kapsamlı Yunanca bir kelimedir. Öncelikle de; Doğa’dan sofraya Yiyecek ve İçecek konusuyla ilgili Tüm Kuralları, İnsanları, Faaliyetleri, Üretimleri, Yurt içi ve Dışı Ticaretini tanımlamaktadır. Ayrıca bu konuların getirdiği yan üretimleri ( Endüstriyel mutfak ve beyaz eşya gibi ), yan hizmetleri ( Sağlık ve temizlik gibi ) de kapsamaktadır. Örneklerle açıklık getirmeye çalışırsak; ” Aşçılar, pastacılar, garsonlar gibi sektörün profesyonel çalışanları, Restaurant, Fast food, cafe, bar sahip ve işletmecilerini, bu veya benzeri mekanlara gıda maddesi, ekipman ve malzeme sağlayan tüm tedarikçileri, üreticileri, sanayicileri ve yanlarında çalışanları, dağıtım ve lojistik firmaları ile elemanlarını, konuyla ilgili yerel ve merkezi yönetimleri, egitim veren kuruluşları, finans sağlayan kuruluşları,franchise yönetimlerini, danışmanlık şirketlerini ve buralarda görevli kişileri, yiyecek içecek üreten veya sunan kuruluşları sağlık açısından denetleyen hijyen kuruluşlarını, laboratuar ve temizlik malzemesi üreticileri ile çalışanlarını, yeme içme’den kaynaklanan hastalıkların tedavisiyle ilgilenen gastroentroloji, pediatri, endokrinoloji, diabet ve diğer tıp dallarındaki uzman doktorları, bu konuları işleyen basın mensuplarını, yazarları, yayıncıları, TV yapımcı ve sunucularını, gurmeleri, gurmanları, yiyen içen ve yemek yapan her yaş ve cinsiyet grubundaki bireyler ile ürettikleri ve tükettikleri ürünleri kapsayan bir sektördür ve diğer tüm sektörlerle de direkt bağlantısı vardır. ” diyebiliriz. Gastronomi Sektörü içindeki faaliyetler her tür insanla olmazsa olmaz ilişki içindedirler. Ancak buradaki konumuz işin ekonomisi olduğunda, boyut değişmekte, profesyonel işletmeler, turizm ve toplu tüketim devreye girmektedir. Genel olarak, 18.yy’da profesyonel elemanların, profesyonel işletmecilerle, profesyonel yeme-içme hizmeti sunduğu bu faaliyetlerle tanışan insanımız, ülkemizde cumhuriyetten sonra hızla gelişen Gastronomi Sektörünü; 80’li yıllarda turizmle birlikte başlayan, önce otellerde ve iş yerlerinde verilen ( Catering Olgusuyla ) toplu yemeklerde, devamında büyük şehirler başta olmak üzere hızla açılan kebapçı, köfteci, dönerci, lokanta ve restaurantlarda, sonra fast food, cafe, pastane, büfe, kantin gibi mekanlarda, daha sonra Alış veriş Merkezleri ve Outlet Center’lardaki Food Court denen alanlarda, şehrin trafiğe kapatılmış bazı sokaklarında yanyana kurulan yeme-içme mekanlarında gördüler ve uyum sağlamakta hiç te zorlanmadılar. Bütün bunları, daha sonraları mesela 90’lı yıllarda Fine Dining Mekanlar, Şarap evleri, 4-5 yıldızlı otellerin temalı restaurantları, uzak doğu, latin Amerikan restaurantları ile pizzacılar ve steak house’lar takip etti. Böylece doğan Kent Turizminde Gastronomik Mekanlar; bir buluşma noktası, bir kültür aktarma noktası, bir yaşam tarzı oluşturdular. Yemeyi ve içmeyi, bulunduğu Akdeniz Coğrafyası ve yaşadığı ” doğubatı sentezi ” kültürü dolayısıyla zaten seven insanımız; Dünyanın en önemli ve ilk füzyon mutfağına sahip ” Osmanlı Saray Mutfağı ” ile Anadolu’da yaşamış geçmiş medeniyetlerden kalan beslenme kültürünü en iyi şekilde değerlendirmiş, bereketli ve zengin topraklarımızın verdiği, bahçe, tarla, sera ve ormanlarımızda yetişen binlerce çeşit meyve, sebze ve ot’un yanısıra deniz, hava ve kara canlılarından oluşan nimetleri kullanmayı bilmiştir. Çağlar ötesinden gelen damak zevkini ve göz estetiğini, ülkemizin yaşadıgı harpler, işgaller, kıtlık ve cumhuriyetin karne dönemlerinde kaybettiği sanılan insanımız, ülkedeki ekonomik ferahlamanın getirdiği zenginlik ve dışa açılmış olmanın yarattığı gastronomik imkanlar gündeme geldiğinde başarıyla değerlendirmiş ve diğer ülke insanlarından daha çabuk olayın içine girmiştir. TV kanallarında, Gazete ve dergi sayfalarında Gurmelerimiz ( lezzet severler ) yemek ve mekan yorumları yapmakta, profesyonel aşçılarımız ve amatör hanımefendiler yemek reçeteleri sunmaktadırlar. Ayrıca İnternette yüzlerce yemek sitesi, aşçı ve gıda sanayiinde faaliyet gösteren firmaların sitesi bulunmaktadır. İnsanımız Gastronomi Sektörünü kısa süre önce tanıdı, ancak çok sevdi, ona aşık oldu. Neden? çünkü yemeyi içmeyi seviyoruz. Ülkemizin; Doğal yapısı, iklimi, insan karekteri ve finansal gücü bu işi yapmamıza, hem de çok iyi yapmamıza imkan tanıyor. Üstelik bu tarz yatırımlarımızın karşılıksız kalması mümkün değil ! Neden mi? Çünkü Avrupanın en kalabalık ve en genç nüfusuna sahibiz. Bu özelliğimiz Avrupalı ve çok uluslu dünya gıda devlerinin de ağzını sulandırıyor. Bizleri, dünyanın çeşitli yerlerinde ve ülkemizde ürettikleri, hem çok ucuza mal olan, hemde kimyasal katkılarla korunan ve çoğaltılan, üstelik bağımlılık yapacak yiyecek ve içeceklerine alıştırmak istiyorlar. Bizleri önce obezleştirmek, devamında gelecek hastalıklarla tanıştırmak ve sonra da ilaçlarını pazarlamak istiyorlar. Yatırımlarını ülkemizde yapıyorlar, çok reklam yaparak markalarını beyinlerimize yerleştiriyorlar, diğer islam ülkelerinin gıda pazarlarına, modern bir müslüman ülkeden girmek istiyorlar. Ancak üretimlerine ait formüllerini ticari sır statüsüne sokarak gizli tutuyorlar ve açıklamıyorlar. Ancak, yabancıların bizden önce keşfettiği özelliğimizin de farkına varalım. Gastronomik açıdan çok açık ve net olan husus; Ülkemiz insanının GURME yani ” Lezzet Sever ” olduğudur, yeni tadlara açık bir damak zevkine sahip olduğudur. Bu özelliğimizi iyi kullanalım ve yurt içinde yeni lezzetler ve markalar yaratacak güce sahip olduğumuzu bilelim.. Yaratılmış Lezzet Markalarımıza, hem de yaratacağımız yeni lezzet markalarına, hepbirlikte, hatta ” yarının lezzet severleri ” çocuklarımızla birlikte sahip çıkalım, onları bilinçlendirelim ve bu konularda eğiterek yönlendirelim.